Anadolu Üniversitesi Felsefe Bölümü ve Türkiye Kant Topluluğu işbirliğiyle 29-30 Nisan 2026 tarihlerinde Anadolu Üniversitesi Prof. Dr. Taciser Tüfekçi salonunda Mimariyi Tamamlamak: Yargı Gücünün Eleştirisi başlıklı bir sempozyum gerçekleşecektir. Türkiye Kant Topluluğu ve Anadolu Üniversitesi Felsefe Bölümü iş birliğiyle düzenlenen bu sempozyum, Immanuel Kant’ın felsefi sisteminin kilit taşı olan Yargı Gücünün Eleştirisi eserini odağına alıyor. Kant düşüncesinde sistemin bütünlüğünü sağlayan “mimari” yapıyı ve bu yapının estetik ile teleoloji arasındaki bağlarını derinlemesine incelemeyi hedefliyoruz.

Kant felsefesinin sistematik bütünlüğünü simgeleyen “mimari” kavramından hareketle, bu yılki etkinliğimiz kapsamında ilk kez lisansüstü öğrencilere ve genç araştırmacılara yönelik kapsamlı bir akademik yetkinlik atölyesi düzenliyoruz. Bu atölye, teorik bilginin ötesine geçerek genç akademisyenlerin kariyer inşa süreçlerinde ihtiyaç duydukları pratik donanımları merkezine almaktadır. Katılımcılarla birlikte; uluslararası standartlarda bir yayın yapmanın püf noktaları, kabul oranı yüksek bildiri özeti hazırlama stratejileri ve prestijli konferans başvurularında dikkat edilmesi gereken kritik hususlar detaylandırılacaktır. Ayrıca, akademik vizyonu küresel ölçeğe taşımak adına yurt dışı lisansüstü eğitim süreçlerinin takibi, niyet mektubu yazımı, TÜBİTAK ve benzeri kurumlara proje başvurusu yapma veya projelerde araştırmacı olarak yer alma gibi profesyonel gelişim basamakları, deneyim paylaşımı odağında ele alınacaktır.

Düzenleme Kurulu

Doç. Dr. Gamze Keskin / Kırklareli Üniversitesi

Dr. Öğr. Üyesi Umut Eldem / Doğuş Üniversitesi

Dr. Emin Oral / Anadolu Üniversitesi

Bilim Kurulu

  • Prof. Dr. Ahmet Ayhan Çitil / İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi
  • Prof. Dr. Hasan Bülent Gözkan / Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
  • Prof. Dr. Emre Şan / İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi
  • Prof. Dr. Demet Kurtoğlu Taşdelen / Anadolu Üniversitesi
  • Prof. Dr. Özgüç Güven / İstanbul Üniversitesi
  • Doç. Dr. Selda Salman / İstanbul Kültür Üniversitesi
  • Doç. Dr. Üyesi Saniye Vatansever / Boğaziçi Üniversitesi
  • Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Arslan / Samsun Üniversitesi
  • Dr. Öğr. Üyesi Seniye Tilev / Kadir Has Üniversitesi

Konferans Programına pdf olarak ulaşmak için tıklayınız.

Mimariyi Tamamlamak: Yargı Gücünün Eleştirisi

Anadolu Üniversitesi

Prof. Dr. Taciser Tüfekçi Salonu

1. GÜN – (29 Nisan 2026)

10:30 – 11:00 Açılış Konuşmaları


Türkiye Kant Topluluğu Başkanı Doç. Dr. Gamze Keskin
Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fuat Güllüpınar
Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel

1.Oturum / 11:00 – 12:00 – Oturum Başkanı: Emin Oral

  • Bülent Gözkân (MSGSÜ): Günümüz Biyoloji Felsefesi Tartışmalarında Kant’ın Konumu
  • Gamze Keskin (Kırklareli Üniversitesi): Kant Estetiği Öldü mü?

Öğle Arası 12:00-13:30

2. Oturum / 13:30 – 15:00 – Oturum Başkanı: Tuğba Sevinç

  • Saniye Vatansever (Boğaziçi Üniversitesi): Üçüncü Kritik’te Aklın Sentetik Birliği
  • Hazal Gemicioğlu (Bağımsız Araştırmacı): Doğa ve Özgürlüğün Birliği Zemininde Estetik Tecrübe ve Beğeni Yargısı
  • Umur Başdaş (Koç Üniversitesi): Kant ve Estetiğin Tarihselliği

Ara 15:00-15:30

3. Oturum / 15:30 – 17:00 – Oturum Başkanı: Umur Başdaş

  • Mehmet Barış Albayrak (İzmir Ekonomi Üniversitesi): Kant’ın Üçüncü Eleştirisi’nde Bazı Temel Teleolojik Kavramların Türkçe Karşılıkları Üzerine
  • Berker Basmacı (Bilkent Üniversitesi): Kant’a Göre Estetik Tecrübenin Kavramsallığı ve İnsanlık
  • Emin Oral (Anadolu Üniversitesi): Yargı Gücünün Eleştirisi’nde Tanrı Kavramının Konumu

2. GÜN – (30 Nisan 2026)

1.Oturum: LİSANSÜSTÜ ÖĞRENCİLERE YÖNELİK ATÖLYE ÇALIŞMASI/ 10:30 – 12:00– Oturum Başkanı: Gamze Keskin

  • Berker Basmacı, Özlem Duva, Tuğba Sevinç, Umur Başdaş, Kutlu Tuncel

Öğle Arası 12:00-13:30

2.Oturum / 13:30 – 15:00 – Oturum Başkanı: Bülent Gözkân

  • Toros Güneş Esgün (Hacettepe Üniversitesi): Estetik Haz ve Mutluluk Endüstirisi Arasında Sanat: Kant’ın “Like”ları
  • Seniye Tilev (Kadir Has Üniversitesi): Kant’ta Estetik Yargının Evrensellik İddiası ve Biçimcilik Tartışması
  • Özlem Duva (Dokuz Eylül Üniversitesi): Yargıgücünün Eleştirisi Bağlamında Yargının Genelleşebilirliği: Kant ve Arendt’te Uzlaşımsallık, Uzlaşmazlık ve Çoğulculuk

Bildiri Özetleri

Berker Basmacı (Bilkent Üniversitesi Kültürler, Medeniyetler ve Düşünceler Programı)Kant’a Göre Estetik Tecrübenin Kavramsallığı ve İnsanlık

Özet: Kant’a göre zevk yargılarının zemini nihayetinde özneldir ve kavramlar kullanılarak ispat edilemezler. Fakat aynı zamanda bu yargılar başkalarına aktarılabilir, evrensel olarak geçerli ve bağlayıcıdırlar. Çalışmamda öncelikle Kant’a göre zevk yargılarının evrenselliğinin kavramlara dayanmasa dahi kavramsız da olmadıklarını gösteriyorum. Kant, ‘Zevk Antinomisinin Çözümü’ (§57) başlıklı bölümde, bu yargıların bilişsel olmayan, belirsiz bir kavrama dayandığını söyler ve bu kavramı ‘tüm görülerin altında yatan duyularüstü varlık’ olarak tanımlar. Çalışmamın amacı, Kant yorumcularının yüzleşmekten kaçındığı bu gizemli iddiayı metafizik olmayan bir şekilde yorumlamak. Bunun için ilk önce Kant’ın duyular-üstü varlık kavramının aslında duyusal olanın akla hitap ettiğine duymamız gereken mantıklı bir inancı ifade ettiğini Walter Benjamin’in aura fikrinden yardım alarak savunacağım. Benjamin’e göre aura, baktığımız nesnenin bize dönüp baktığını hissettiğimizde deneyimlediğimiz ve asıl olarak başka bir insana baktığımızda ortaya çıkan bir fenomendir. Buna göre estetik tecrübe, kişilerarası bir olgunun duyusal dünyaya yansıtılmasıyla oluşur. Fikrimce, Kant’a göre de bir başkasının özgür benliği, duyusal olarak işaret edemeyeceğimiz ve nesnel olarak açıklayamayacağımız bir numendir, fakat bu numen, öznelerarası her deneyimde yüz ve beden ifadeleri üzerinden sürekli kendisini her insanın sahip olduğu aura olarak gösterir. O halde insan, tüm duyusal görülerinin altında yatan duyularüstü varlığa bir örnektir. Dolayısıyla, başka insanların empirik tecrübesi, Kantçı estetik deneyimin en saf örneği olarak görülebilir, çünkü sevdiğimiz ve saydığımız insanların yüzlerinde, tıpkı estetik idealar gibi, kavramlara sığmayan bir görüsel-manevi yeğinlik vardır. Bu bakış açısından hareketle, Kant’a göre estetik deneyim ve iletişimde nesnelliğin zemini olan manevi tözün aslında insanlığın ta kendisi olduğunu görebilir ve estetik tecrübeyi temelleyen metafizik kavramı dünyevi ve insancıl bir şekilde yorumlayabiliriz.   

Bülent Gözkân (MSGSÜ Felsefe Bölümü)Günümüz Biyoloji Felsefesi Tartışmalarında Kant’ın Konumu

Özet: Kant’ın tüm felsefi tasarısı belki şöyle özetlenebilirdi: Doğa varlığı olarak insan dünyasını ahlâki bir dünyaya dönüştürme olanağını araştırmak; ama bunu tecrübî zeminde veya uzlaşımsal olarak değil, kutsal olduğuna inanılan kitaplar aracılığıyla da değil, a priori bir zeminde gerekçelendirilebilir şekilde ortaya koymak; başka bir deyişle, doğa ve özgürlüğün birliğini a priori bir zeminde tesis edebilmek. Bilindiği gibi Kant’ın son Kritiği’nin ikinci kısmı canlılar sorununu, organizmaları ele almaktadır; bu açıdan bir biyoloji felsefesi de yapmaktadır. Bu aşama, biyolojik olandan doğal olana, doğal olandan da ahlâki olana geçişin a priori zemininin gerekçelendirilmesi anlamına gelmektedir.

Bu konuşma, bu gerekçelendirmenin tatminkâr olup olmadığı üzerine değil, Kant’ın felsefi tasarısını gerekçelendirme yolunda kendi döneminin fizik ve biyoloji bilgilerini transandantal felsefenin kavramlarıyla ele almasının ve yönteminin, günümüzde biyoloji ve biyoloji felsefesi üzerine yapılan çalışmalarda, son yirmi öncesinden başlayarak, giderek çoğalan Kant başvurularıyla nasıl bir yer ve yankı bulduğu üzerinedir.

Buna, çok sayıda başkaları yanında: A. Weber ve F. J. Varela’nın 2002’de yayımlanan Life After Kant: Natural Purpose and the Autopoietic Foundations of Biological Individuality; M. Montevil ve M. Massio’nun 2015’te yayımlanan Biological Organisation as Closure of Constraints makaleleri; Jan Baedke’nin 2025’te Cambridge Un. Pr.’ten çıkan The Organism ve 2026’da yayımlanan Yuk Hui’nin Kant Machine kitapları örnek olarak verilebilir.

Jan Baedke, söz konusu kitabında örneğin, Kant’a bu geri dönüş için yirminci yüzyılın ikinci yarısında hâkim olan gen merkezci paradigmadan (popüler temsilcilerinden biri olan Richard Dawkins’in “Gen Bencildir” (The Selfish Gene)
kitabı) organizma merkezci anlayışa dönüşümde Kant’ın “kendi kendini organize eden” (self-organization ve self-determination) indirgenemez birim olarak organizmanın bütününü dikkate alan organizma merkezci anlayışına referans veriyor (çağdaş dönüşümde organizmanın çevre ile olan ilişkisi de (niş inşası) dikkate alınmaktadır). Bu açıdan Kant’ın yaklaşımında, her ne kadar canlılığın açıklanabilmesinin sadece Newton mekaniği düzeyinde ve salt nedensellikle (nedensellik sağlam doğa bilimimin olmazsa olmazı olsa da) mümkün olmadığı ve “doğal amaç” kavramının da, dolayısıyla teleolojik açıklamanın da resme dahil edilmesi gerektiği ifade edilmiş olsa da, onun teleolojiyi, teolojik ve önceki metafiziğin yüklerinden kurtaracak şekilde bir tür karşılıklı nedensellik (reciprocal causality) olarak kullanması önemli bir etkiye sahip oluyor. Bu anlayış örneğin Montevil ve Massio’nun kısıt kapanışı (closure constraint) yaklaşımında, termodinamiğin ikinci yasasını bu karşılıklı nedensellik açısından yorumlayarak ele almalarında ve yine Kant’a referans vermelerinde de görülmektedir.

Yuk Hui de, örneğin kitabının amacını üretken (generative) yapay zekâ çağında Kant’ın eleştirel felsefesini yeniden konumlandırmak olarak ifade ediyor.

İşte bu konuşma biyoloji felsefesindeki Kant’a referans veren yaklaşımların eleştirel bir değerlendirmesini hedefliyor

Emin Oral (Anadolu Üniversitesi Felsefe Bölümü) Yargı Gücünün Eleştirisi’nde Tanrı Kavramının Konumu

Özet: Bu sunum çalışması Immanuel Kant’ın eleştiri felsefesinin tamamlayıcı bir parçasını oluşturan Yargı Gücünün Eleştirisi’ne odaklanarak “Tanrı” kavramının bu eserdeki konumunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Sunumumuzda her ne kadar Tanrı kavramının teorik ve pratik görünümlerine ilişkin genel değinilerde bulunacak olsak da temel olarak bu kavramın söz konusu eserdeki anlamını, rolünü, işlevini veya genel olarak ifade etmek gerekirse konumunu aydınlatmaya çalışacağız. Diğer taraftan sunumumuzun iddiası söz konusu eserde Tanrı kavramına verilen konumun Kant’ın teorik ve pratik felsefesinin ilgili sonuçlarıyla tutarlı olduğudur. Farklı bir ifadeyle iddiamıza göre Kant’ın Yargı Gücünün Eleştiri’sinde Tanrı’ya verdiği konum, Saf Aklın Eleştirisi ve Pratik Aklın Eleştirisi’nde verdiği konumla tamamlayıcı bir ilişki içerisinde uzlaşmaktadır. Bu bakımdan çalışmamız aracılığıyla Yargı Gücünün Eleştirisi özelinde Kant’ın eleştiri dönemindeki Tanrı anlayışına ilişkin bütünlüklü bir bakışı elde edeceğimizi ön görüyoruz.

Gamze Keskin (Kırklareli Üniversitesi Felsefe Bölümü) Kant’ın Estetiği Öldü mü?

Özet: Bu çalışmada, Stephen Hawking’in felsefenin bilimsel gelişmelerin gerisinde kaldığı yönündeki ‘felsefe öldü’ iddiası bir nirengi noktası olarak kabul edilerek, Immanuel Kant’ın 18. yüzyılda temellendirdiği estetik kuramının güncelliği sorgulanacaktır. İçinde yaşadığımız dijital çağda, algoritmaların önümüze çıkardığı uyaranları beğenme ya da reddetme biçimimiz, ilk bakışta veri odaklı bir belirlenmişlik gibi görünse de; bu tercihler Kant’ın ortaya koyduğu beğeni yargısı bağlamında düşünüldüğünde, estetik öznelliğin hâlâ hayati bir direniş noktası olduğu söylenebilir. Kant’a göre gerçek bir beğeni yargısı, nesneye duyulan herhangi bir çıkardan, kullanışlılıktan veya kavramsal zorunluluktan bağımsız, ‘çıkarsız bir haz’ üzerine kuruludur. Oysa günümüz algoritma sistemleri, kullanıcıyı geçmiş verileri üzerinden bir ‘çıkarlar ve ihtiyaçlar’ sarmalına hapsederken, estetik olanı bir veri madenciliği nesnesine indirgemektedir. Bu noktada Kant’ın ‘amaçsız amaçlılık’ ilkesi, her etkileşimin bir satın alma ya da tıklama amacına bağlandığı dijital evrende, insanı bir ‘tüketici’ olmaktan çıkarıp yeniden ‘estetik özne’ konumuna yükselten yegâne sığınaktır. Dolayısıyla Kant’ın estetik kuramı, verilerin ve otomatize edilmiş yönlendirmelerin ötesinde, insanın hâlâ ‘özgür bir zihinsel oyun’ kurabilme kapasitesini hatırlatması bakımından bugün her zamankinden daha diridir. Bu çerçevede soru irdelenecek ve Kant’ın estetiğinin, dijital determinizme karşı öznelliğin manifestosu olarak güncelliğini koruduğu iddia edilecektir.

Hazal Gemicioğlu (Bağımsız Araştırmacı)Doğa ve Özgürlüğün Birliği Zemininde Estetik Tecrübe ve Beğeni Yargısı

Özet: Immanuel Kant’ın üç büyük eserden oluşan kritik projesini mimari bir terim olan “arkitektonik” ile ifade etmesi boşuna değildir. Zira her üç Kritik beraber okunduğu taktirde, kritik projenin kendi içinde bütünlüklü bir yapı arz ettiği görülecektir. Birinci Kritik’in merkezi yetisi olan anlama yetisinin (a priori) yasa koymak şeklinde işlediği egemenlik alanı doğadır. İkinci Kritik’in merkezi yetisi olan aklın yasa koyması bakımından egemenlik alanı ise özgürlüktür. Kant’ın ifade ettiği gibi bilme yetilerinin yasa koyması düzeyinde bu iki alan arasında “hesaplanamaz bir uçurum” söz konusudur. Ne var ki kritik projenin nihai amacı, biyolojik varoluşu itibarıyla doğanın nedenselliğine tabii olan duyusal bir varlık olarak insanın bu koşullar zincirinin üzerinde yükselerek ahlaklılığa geçiş yapmasını mümkün kılacak zemini araştırmak ve gerekçelendirmek, doğa alanı ve özgürlük alanını bir araya getirerek bir birliğin kurulmasıdır. Başka bir deyişle, doğa dünyasını ahlaki dünyaya dönüştürmektir. Yasa koymak bakımından birbirlerine değmeyecek şekilde derin bir uçurumla ayrılan bu iki egemenlik alanı arasında bir köprü kuracak ve onları temas ettirecek olansa üçüncü Kritik’in merkezi yetisi olan yargı gücü ve onun a priori ilkesi amaçlılıktır.
Dolayısıyla Kant ilkin üçüncü Kritik’in “Estetik Yargı Gücünün Eleştirisi” bölümünde, reflektif yargı gücünün işlediği estetik tecrübe ve beğeni yargısı üzerinden doğa ve özgürlük alanlarının birliğinin transandantal zeminine dair bir araştırma yürütmekte ve nihayetinde insan olma tecrübesini bir bütün olarak görmemizi sağlamaktadır. Özgürlüğün ve doğanın birleştiği, insanın doğal bir varlık olmaktan çıktığı yer özgürlüğün ve beğeninin doğada fiilen gerçek kılındığı yerdir. Hem estetik hem de teleolojik yargılardaki amaçlılığın tecrübesi bunun bir işaretini sunmaktadır. Güzel ve yüce üzerine yargıda bulunma yetisi veya kudretinin ve bunun sensus communis üzerinden evrensel iletilebilirliğinin dayandığı bu a priori evrensellik zemini tam da doğa, özgürlük, estetik tecrübe ve teleolojinin birliğini mümkün kılan ve bütünlüğü sağlayacak olan transandantal yetiler zeminidir. Sonuç olarak, birinci Kritik ve ikinci Kritik’in ne bilebilirim? ve ne yapmalıyım? sorularının yanıtlanmasının ardından, üçüncü Kritik’in ne umabilirim? sorusuna vereceği cevapla birlikte mimari tamamlanacaktır.

Mehmet Barış Albayrak (İzmir Ekonomi Üniversitesi) Kant’ın Üçüncü Eleştirisi’nde Bazı Temel Teleolojik Kavramların Türkçe Karşılıkları Üzerine

Özet: Kant’ın Üçüncü Eleştirisi’nde merkezi bir rol oynayan “son amaç”, “nihai amaç” ve “amaçlı neden” gibi dilsel olarak birbirine yakın kavramlar arasındaki nüanslar, doğal teleoloji ile ahlaki teleoloji arasındaki ayrım açısından belirleyicidir. Bu nedenle söz konusu kavramların Almanca karşılıklarında birbirinden nasıl ayrıldığı yalnızca etimolojik değil aynı zamanda sistematik bir açıklama gerektirir. Sunumda ayrıca bu teleolojik ayrımın temelinde yer alan ve
“düzenleyici” bir nitelik atfedilen “reflektif yargı” ile “refleksiyon” kavramlarının, zaman zaman önerildiği gibi “düşünümsel yargı” ve “düşünüm” olarak çevrilmesinin felsefi açıdan sorunlu olduğu tartışılacaktır. Son olarak, bu tür kavramsal çeviri tartışmalarının yalnızca filolojik ve etimolojik meseleler olmadığı, aynı zamanda Kant’ın eleştirel felsefesinin mimarisini Türkçe anlama yolunda bize yeni felsefi olanaklar sunabileceği savunulacaktır.

Özlem Duva (Dokuz Eylül Üniversitesi Felsefe Bölümü) Yargıgücünün Eleştirisi Bağlamında Yargının Genelleşebilirliği: Kant ve Arendt’te Uzlaşımsallık, Uzlaşmazlık ve Çoğulculuk

Özet: Kant’ın Yargı Gücünün Eleştirisi onun eleştirel felsefesinin, doğa ile özgürlük arasındaki uçurumu giderme girişimi olarak yargı yetisini merkeze alan ve özellikle estetik yargılar üzerinden öznel olan ile evrensel olan arasında özgün bir ilişki kuran en zengin metinlerinden birisidir. Kant’ın burada geliştirdiği reflektif yargı anlayışı, belirli kavramsal çerçeveler ve kuralların katı belirlenimi altında olmasa dahi genelleşebilirlik iddiasında bulunması bakımından özgün bir yere sahiptir. Bu eserde Kant, yargıların ne salt öznel bir tercih ne de nesnel bir bilgi iddiası olarak anlaşılamayacağını ifade eder.
Hannah Arendt’in Kant okuması, bu özgün konumu politik bir bağlama taşır. Arendt, Kant’ın Üçüncü Kritik’te geliştirdiği estetik yargı anlayışı içerisinde, politik bir yargının imkânını görür. Ona göre yargı, doğruluğu kanıtlanabilir önermeler üretmekten ziyade, başkalarıyla paylaşılan bir dünyada görüş oluşturma ve bu görüşü kamusal alanda sunma pratiğidir. Bu bağlamda Arendt, Kant’ın “genişletilmiş düşünme” (erweiterte Denkungsart) kavramını merkeze alarak, yargının başkalarının perspektiflerini hesaba katma kapasitesiyle tanımlanması gerektiğini savunur.
Ancak bu yaklaşım, özellikle modern demokratik teori açısından bir sorun doğurur: Eğer yargılar nesnel doğruluk ölçütlerine dayanmazsa, farklı ve çatışan görüşler arasında nasıl karar verilecektir? Jürgen Habermas gibi düşünürler, Arendt’in bu noktada normatif ölçütler sunmadığını ileri sürerken; Linda Zerilli, bunun bir eksiklik değil, Arendt’in bilinçli bir tercihi olduğunu savunur. Buna göre Arendt, uzlaşma üretmeye yönelik prosedürlerden ziyade, çoğulculuğun kendisini korumayı tercih eder ve bunu önceliklendirir.
Bu sunumda, Arendt’in yargı teorisinin uzlaşma ve uzlaşmazlık meselesine kayıtsız olmadığı; aksine, bu iki boyut arasındaki gerilimi özgün bir şekilde kavradığı ileri sürülecektir. Bu doğrultuda, Kant’ın yalnızca Üçüncü Kritik’te ortaya koydukları değil, aynı zamanda Antropoloji metninde geliştirdiği egoizm üzerine düşünceler ve çoğulculuk kavramı da ele alınarak, Arendt’in düşüncesinin antropolojik temelleri açığa çıkarılacaktır. Böylece bu sunumun temel iddiası, yargıların uzlaşımsallığının, diğer bir deyişle başkalarıyla paylaşılabilirliğinin, ancak uzlaşmazlığın kalıcılığı içinde anlam kazanabileceğidir.

Saniye Vatansever (Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü) Üçüncü Kritik’te Aklın Sentetik Birliği

Özet: Bu makalede, Üçüncü Kritik’in argümantatif yapısına dair yeni bir yorum öne sürecek ve bu sayede eserin görünüşte birbiriyle ilişkisiz olan iki bölümü arasındaki bağlantıyı netleştireceğim. Üçüncü Kritik’i, Kant’ın aklın pratik ve teorik çıkarlarını tatminine ilişkin olan ‘umut’ sorusuna verdiği bir yanıt olarak okumayı teklif ediyorum. Buna göre; estetik üzerine olan ilk bölüm, teorik akıl sahibi bireyler olarak bizim neyi umut edebileceğimizi gösterirken; teleoloji
üzerine olan ikinci bölüm, pratik akıl sahibi bireyler olarak neyi umut edebileceğimizi gösterir. Üçüncü Kritik’in temel sorusu şudur: ‘Eğer akla uygun şekilde hareket edersek, bunun sonucunda neyi umut edebiliriz?’ Kant’ın bu soruya örtük cevabı ise, akla uygun şekilde hareket edersek bunun sonucu olarak bize mutluluk verecek akılsal idealleri gerçekleştirmeyi umabilirizdir.’ Üçüncü Kritik’in argümantatif yapısına dair bu yeni okuma sayesinde; (i) Üçüncü Kritik’in iki bölümünün birbiriyle zorunlu bağlantısını açıklayacak, (ii) aklın ideallerinin umut ve mutlulukla nasıl ilişkili olduğunu netleştirecek ve son olarak da (iii) doğa ile özgürlük alanlarının yargı gücü aracılığıyla sentetik olarak nasıl birleştiğini göstereceğim.

Seniye Tilev (Kadir Has Üniversitesi Çekirdek Program)Kant’ta Estetik Yargının Evrensellik İddiası ve Biçimcilik Tartışması

Özet: Kant’ın Yargıgücünün Eleştirisi’nde geliştirdiği estetik kuramın en dikkat çekici yönlerinden biri, estetik yargının öznel bir haz duygusuna dayanmasına rağmen evrensel geçerlilik talebinde bulunabilmesidir. Kant’a göre güzellik yargısı kavramsal bilgiye ya da nesnenin belirli bir amacına dayanmaz; buna rağmen başkalarının da bu yargıya katılmasını talep eder.
Bu evrensellik iddiası, hayal gücü ile anlama yetisinin özgür uyumundan doğan ve nesnenin özellikle biçimi tarafından uyandırılan estetik deneyim sayesinde mümkün olur. Bu nedenle Kant estetiği, modern sanat kuramında sıklıkla biçimci (formalist) yaklaşımların önemli bir felsefi kaynağı olarak yorumlanmıştır.
Bu sunum, Kant estetiği ile 20. yüzyıl sanat kuramında gelişen biçimcilik arasındaki ilişkiyi özellikle Roger Fry ve Clive Bell’in geliştirdiği “başat biçim” (significant form) kavramı üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Fry ve Bell’e göre bir sanat eserinin estetik değeri, öncelikle çizgiler, renkler ve biçimler arasındaki ilişkilerde ortaya çıkan ve özgül bir estetik duygu uyandıran “başat biçim”de temellenir. Bu yaklaşım, estetik değerlendirmenin nesnenin temsil ettiği içerikten veya ahlaki ya da pratik işlevlerinden bağımsız olarak biçimsel özelliklerine dayanması gerektiği yönündeki Kantçı vurgu ile önemli paralellikler taşır. Bu sorudan hareketle çalışma, Kant estetiğinin 20. yüzyıl biçimciliğine ilham veren yönlerini kabul etmekle birlikte, Kant’ın estetik kuramının çoğu zaman bu biçimci okuma içinde daraltıldığını ileri sürmektedir. Bu çerçevede sunum, Kant’ın estetik yargıyı yalnızca biçimsel özelliklere indirgemeyen yönlerine (örneğin sensus communis, estetik idealar ve spirit gibi kavramlar aracılığıyla) işaret ederek, Kant estetiğinin “başat biçim” merkezli katı bir biçimcilikle özdeşleştirilip özdeşleştirilemeyeceğini sorgulamaktadır.

Toros Güneş Esgün (Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü) Estetik Haz ve Mutluluk Endüstirisi Arasında Sanat: Kant’ın “Like”ları

Özet: Sanatın “mutluluk vaadi” ile “hakikat iddiası”nın birbirinden koparıldığı çağımızda Kant’ın estetik haz ve beğeni kavramlarını bugün nasıl düşünebiliriz? Mutluluğu meta olarak üretip pazarlayan mutluluk endüstrisi estetik hazzı nasıl dönüştürür ve bu dönüşüm sanatı nasıl etkiler? Kant estetiği üzerinden bugünün etkileşim evrenindeki “like”ları nasıl değerlendirebiliriz? Bugünün sanatında neyi beğenebiliriz, neyi beğenmeliyiz ve estetik haz nedir? Bu konuşmada bu ve benzeri sorular üzerinden Kant estetiğinin 20. Yüzyıl ve günümüzdeki izdüşümlerini, Üçüncü Kritik’in açtığı tartışmaları güncellemeyi amaçlıyoruz.

Umur Başdaş (Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü) Kant ve Estetiğin Tarihselliği

Özet: Kant estetiği ilk bakışta tarihsellikten yoksun görünür. Ona göre estetik yargılar nesnelerinin bilgisinden bağımsızdırlar ve temsillerin biçimlerine odaklanan imgelem ve anlağın özgür oyununda temellenirler. Dolayısıyla da (örneğin Hegelci estetikten farklı olarak) nesneler hakkında tarihsel ve kültürel olarak evrilen hakikat iddialarıyla koşullu değildirler. Fakat bu sunumda aslında Kant’ın estetiğe yüklediği misyonun ancak tarihselliği içinde tam anlaşılabilir olduğu tezini savunacağım. Üçüncü Eleştiri’de estetik yargılar, Birinci Eleştiri’nin zamansal-mekansal deneyim dünyasıyla İkinci Eleştiri’nin duyularüstü ahlak evreni arasında bir köprü kurma işlevi görürler. Kant felsefesinin mimarisinin bu köprü işlevine duyduğu ihtiyacın kendisi ise nesnelerin hakikatini kavrama biçimlerimizin geçirdiği tarihsel dönüşümlerin bir sonucu olarak doğmuştur. Öyleyse Kant estetiği de cevap verdiği bu tarihsel ihtiyaç bağlamında yorumlanmalıdır. Sunumda bu dönüşümlerin izleğini takip ederek Kant estetiğini örtük tarihselliği üzerinden okuyacağız.