Kant ve İntiharın Hukuki Statüsü

3 Şubat 2026 / Kant ve İntiharın Hukuki Statüsü için yorumlar kapalı

Genel

Yazar: Çağlar Çömez

İntihar ahlaki açıdan kabul edilebilir bir eylem midir? İntihar etmek isteyen kişilere tıbbi destek sağlayarak intiharın acısız ve kolay hale getirilmesi ahlaki olarak onaylanabilir mi? Kant’ın ahlak felsefesi göz önünde bulundurulduğunda, intiharın ve bir kişinin intihar eylemine yardımcı olmanın ahlaki statüsünün iki açıdan değerlendirilmesi gerekir. Ahlak, Kant’a göre hukuk (Recht) ve etik (Ethik) alanlarından oluşmaktadır. Dolayısıyla, Kant’ın ahlak felsefesinde, herhangi bir ahlaki sorunu eksiksiz bir şekilde incelemek için, yalnızca etik değil, hukuki ilkelere de başvurmak gerekir. Ahlakın bu ikili yapısı, Kant’ın ahlak felsefiyle ilgili son önemli kitabı olan Ahlakın Metafiziği’nin (Metaphysik der Sitten) hukuk öğretisi (Rechtslehre) ve etikle ilgili problemlere odaklanan erdem öğretisi (Tugendlehre) olarak iki ayrı bölüme ayrılmasında karşımıza çıkmaktadır. Bu yazının amacı, Kant’ın hukuk kuramının intiharın ahlaki statüsüyle ilgili bizi nasıl sonuçlara götürdüğünü ve bu sonuçların etikten ne derece farklı olduğunu kısaca tartışmaktır. Kant’ın intiharın hukukiliğiyle ilgili fikirlerinin makul olup olmadığı tartışılmayacaktır. Bunun kararı okuyucuya bırakılmıştır.

Kant, Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi adlı eserinde geliştirdiği etik kuramında intiharın kabul edilemezliğine dair net bir tutum sergilemektedir. İntiharın etik statüsü, bu eylemin arkasında yatan maksimin kategorik imperatifin evrenselleştirilebilme (Universalisierbarkeit) kriterini sağlayıp sağlamadığına bağlıdır. Kant, kategorik imperatifin birinci formülasyonunu şu şekilde ifade eder: “Eyleminin maksimi senin istemenle evrensel bir doğa yasası olacakmış gibi eylemde bulun” (4:421).[1] Farklı amaçlarla intihar eyleminde bulunmak mümkün olsa dahi, Kant, intihar eyleminin maksimini yaşamından umudunu kaybetmiş ve hayatın ona getirdiği zorluklardan kurtulmak isteyen bir kişi bağlamında ele alır. Ona göre, intihar eyleminin maksimi evrensel bir yasa olarak düşünülemez, çünkü bu maksimin kaynağını oluşturan ben sevgisi (Selbstliebe) hayatın ilerletilmesini (Beförderung) amaçlar (4:422). Özü gereği hayatın ilerletilmesini sağlayan ben sevgisinin hayatı yok ettiği bir doğa yasası, kendi içinde çelişkilidir (4:422). Bu nedenle, intihar etmemek, hiçbir koşulda istisna kabul etmeyen bir tam ödevdir (vollkommene Pflicht).[2] Etik, hayat her ne kadar kederli olursa olsun, yaşamayı zorunlu kılar. Kant bu sonucu doğrudan çıkarmasa dahi, intihar eyleminin kendisi etik olarak kabul edilebilir olmadığı için, kişinin kendi hayatına son vermesine tıbbi olarak destek sağlanması da etik olarak yanlıştır.

Kant’ın hukuk kuramı da bizi intiharın kabul edilebilir bir eylem olmadığı sonucuna mı götürmektedir? İntiharın hukuki açıdan değerlendirilmesi ilk bakışta garip görünebilir. İntihar eylemini başarılı bir şekilde gerçekleştirmiş bir kişi, zaten yaşamadığı için ona herhangi bir hukuki yaptırımda bulunmak mümkün değildir. Dolayısıyla, intiharın hukuki olarak değerlendirilmesinin anlamsız olduğu düşünülebilir. Ancak, en az üç nedenden ötürü intihar hukukun konusu olabilir. İlk olarak, her intihar girişimi başarıyla sonuçlanmaz. Bu nedenle, eğer intihar hukuki açıdan kabul edilebilir değilse, intihar girişimi başarısız olmuş kişilere eylemlerinden ötürü hukuki bir yaptırım uygulanması gerektiğinden söz edilebilir. İkinci olarak, başarılı olmuş bir intihar girişiminden sonra intihar eden kişiyi ve eylemin kendisini ahlaki olarak kınayan hukuki süreçler işletilebilir. Örneğin, intihar eylemi, 1961 yılında yürürlüğe koyulan biryasaya kadar İngiltere’de suçtu.[3] Erken modern dönem İngiltere’sinde, intihar eden kişiler için dini tören yapılamıyor, bedenlerine kazık çakılıyordu.[4] Üçüncü olarak ise, intihar eden kişinin artık hukukun dışında kaldığı düşünülse dahi, intihar girişimine destek veren kişilere yaptırım uygulanması gerekip gerekmediği hukuki bir sorundur.

Kant, Ahlakın Metafiziği’nin hukuk kuramının yer aldığı ilk kısmında, intihar konusunu doğrudan ele almamıştır. Ancak, hukuk kavramıyla ilgili savunduğu genel düşünceler, bu konuda yol gösterici niteliktedir. Kant’a göre, hukuk, kişiler arasındaki dışsal (äußer) ve pratik (praktisch) ilişkiler ile ilgilidir (6:230). Başka bir ifadeyle, hukukun alanına yalnızca başka bir kişiye etki (Einfluß) eden eylemlerimiz girer. Ayrıca, hukukun alanına giren ilişkiler, kişilerin dilekleri (Wunsch) ile ilgili değil, seçim yapabilme ve seçimlerini dünyada eyleme dönüştürme güçleriyle (Willkür) ile ilgilidir. Bunun anlamı, bir eylemin hukuki statüsünün tamamen o eylemin özgür bir eylem olmasına ve başka kişilerin özgürlüğüyle uyumlu olup olmadığına bağlı olduğudur (6:230). Kant, bu düşüncelerden yola çıkarak, “hukukun evrensel ilkesi” (allgemeines Prinzip des Rechts) adını verdiği ve hukukun normatif temelini oluşturan ilkeye ulaşır: “Herhangi bir eylem, evrensel bir yasaya uygun olarak herkesin özgürlüğü ile bir arada var olabiliyorsa, veya kendi maksimine göre herkesin seçim özgürlüğü, evrensel bir yasaya uygun olarak tüm kişilerin özgürlüğü ile bir arada var olabiliyorsa, o eylem hukuka uygundur (recht)” (6:230).[5]

Bu noktalar göz önünde bulundurulduğunda, Kant’ın hukuk kuramının intihara yaklaşımının etik kuramından farklı olduğu sonucuna varırız. İntihar, herhangi bir kişinin özgürlüğünü kısıtlanmadığı için hukuka uygundur ve suç olarak değerlendirilemez. İntihar eden kişi, yalnızca kendi hayatını sona erdirmekte ve başka bir kişiye hukuki olarak önemli olan herhangi bir etkide bulunmamaktadır. Kant’ın intihar etmeme ödevini kendimize karşı ödev olarak nitelendirmesinin nedenlerinden biri tam da budur (4:421). Bu ödevi yerine getirmemiz veya ihlal etmemiz, başka bir kişi için ahlaki açıdan kayda değer bir sonuç doğurmaz ve bu nedenle hukukun alanına girmez.

Bu noktada, intihar eyleminin aslında başka insanlar üzerinde açık bir etkiye sahip olabileceği söylenerek itiraz edilebilir. Örneğin, bir kişi, başka insanlara zarar vermek amacıyla patlayıcı madde kullanarak intihar edebilir. Bu eylem, tabii ki ne etik ne de hukuki olarak kabul edilebilir bir eylem değildir. Ancak, buradaki önemli husus, bu eylemdeki hukuka aykırı olan unsurun kişinin intihar ediyor olmasının kendisi değil, başka insanlara zarar veriyor olmasıdır. Başka bir örnek ise, intiharın kişinin çevresinde yarattığı psikolojik tahribattır. İntihar eden kişiler, aileleri ve arkadaşlarının derin bir acı çekmesine yol açmaktadır. Fakat, intihar eden kişinin çevresinde neden olduğu bu tür psikolojik etkiler, etik açıdan önemli olsa dahi, hukuki olarak kayda değer değildir. Yukarıda değindiğim gibi, Kant’a göre, hukuk yalnızca kişilerin özgür bir şekilde seçim yapabilme gücüne (Willkür) odaklanmakta, başka kişilerin eylemlerimizle ilgili arzuları ve istekleriyle ilgilenmemektedir. Bu sebeple, yakınlarının intihar eden bir kişinin intihar etmemiş olmasını diliyor olması, hukuki olarak herhangi bir öneme sahip değildir.

Hukukun evrensel ilkesine geri dönecek olursak, intihar eden kişi başka herhangi bir kimsenin özgürlüğünü kısıtlamaksızın kendi seçim yapabilme gücünü (Willkür) kullandığı için eylemi hukuka uygundur (recht). Buna göre, intihar etmiş ancak hayatta kalmış insanlara herhangi bir hukuki yaptırım uygulanamaz. Bu sonuç, başka herhangi bir kişinin özgürlüğü kısıtlanmadığı sürece, özgür iradesiyle intihar etmeye karar veren ve bu amaçla tıbbi destek almak isteyen insanlara istedikleri desteğin verilmesinin hukuka uygunluğunu destekler niteliktedir. Ayrıca, intihar eden kişilerin ve eylemlerinin hukuki süreçlerle kınanması Kant’ın hukuk kuramına göre hukuka aykırıdır.

Burada vurgulanması gereken oldukça önemli bir husus bulunmaktadır. Kant’ın hukuk kuramı, intiharın hukuka uygunluğuna önemli bir istisna getirmektedir. Bu istisna, Kant’ın hukuk felsefesinin önemli ama çoğu zaman göz ardı edilen bir bölümü olan ebeveyn hukukundan (Elternrecht) kaynaklanmaktadır. Kant’a göre, çocuklar dünyaya ebeveynleri tarafından bakım hakkına sahip olarak gelirler (6:280). Bu hak, kendilerine yeterli olabilecek bir yaşa gelene kadar ebeveynlerin çocuklarına bakmasını zorunlu kılar (6:280). Böylelikle, ebeveynlik kaynaklı olarak çocuklarına bakma yükümlülüğü olan insanların intihar girişiminde bulunmasının hukuka aykırı olduğu sonucu ortaya çıkar. İntihar, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi ve dolayısıyla doğuştan gelen bir çocuk hakkının ihlal edilmesi anlamına gelmektedir. Bir kişinin sahip olduğu bir hakkı ihlal eden bir eylemin ise hukuki yaptırımla karşılaşması gerekir. Dolayısıyla, genel olarak intihar eylemi hukuka uygun olsa bile, ebeveynlik yükümlülüğünün bulunduğu koşullarda bu hukukilik ortadan kalkar. Bu kişilerin intihar girişimlerine tıbbi destek sağlanması da hukuka uygun görünmemektedir.

Bu yazıyı sonlandırmadan önce, olası bir yanlış anlamayı engellemek için, şu soruya kısaca değinmek istiyorum: Kant’ın hukuk kuramı en az etik kuramı kadar ahlak felsefesinin bir parçası ise, bu yazıda ortaya çıkan sonuç, Kant’ın intihar eylemiyle ilgili olarak aslında müsamahakâr bir tavır içinde olduğu mudur? Bu sorunun cevabı hayırdır. Hukuk, devletin zor kullanma (Zwang) gücünün hangi eylemlere karşı meşru olarak kullanılabileceği ile ilgilidir (6:231). İntiharın hukuka uygunluğu, sadece bu eyleme karşı devlet tarafından yaptırım uygulanamayacağı anlamına gelir. Bu, intihar eyleminin ahlaki olarak teşvik edildiği anlamına gelmez. Bireysel hayatımızda karar alırken takip etmemiz gereken ilke, kategorik imperatiftir ve kategorik imperatif, kişisel seçimlerimizde hukukun ilkelerine göre önceliklidir. Kant’ın Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi’nin ikinci bölümünde incelediği örneklerin tümü, bireysel hayatlarımızda nasıl karar almamız gerektiğini açıklar. Kant’ın bu örneklerde normatif ilke olarak yalnızca kategorik imperatifi kullanıyor olması, kategorik imperatifin bireysel yaşantımızda öncelikli ilke olduğuna işaret etmektedir. Bu nedenle, kategorik imperatifin intiharın kabul edilemez bir eylem olduğunu gerçekten saptadığı varsayımını yaparsak, intihar bireysel hayatlarımızda yapılmaması gereken bir eylem olmaya devam eder. İntiharın hukuka uygunluğu, bu gerçeği değiştirmez.

Kaynakça

Allison, Henry (2011) Kant’s Groundwork for the Metaphysics of Morals: A Commentary. Oxford: Oxford University Press.

Cholbi, Michael (2011) ‘A Kantian defense of prudential suicide’. Ratio Juris, 7, 489–515.

Kant, Immanuel (1996) Practical Philosophy. Trans. Mary J. Gregor. The Cambridge Edition of the Works of Immanuel Kant. Cambridge: Cambridge University Press.

MacDonald, Michael & Terence R Murphy (1990) Sleepless Souls: Suicide in Early Modern England. Oxford: Oxford University Press.


[1] Bu yazıda Kant’ın eserlerinden yapılan alıntıların Türkçe çevirileri bana aittir. Kullanılan cilt ve sayfa numaraları, Kant’ın eserlerinin Akademie edisyonuna (Kants gesammelte Schriften) aittir. Ayrıca, Cambridge Edition of the Works of Immanuel Kant adlı kaynaktan da faydalanılmıştır.

[2] Birçok uzman, Kant’ın bu argümanının zayıf olduğunu düşünmektedir. Henry Allison’a göre, bu argümanın başarısız olduğu iddiası, Kant literatüründe üzerinde fikir birliği sağlanan nadir düşüncelerden biridir (Allison 2011: 184). Kant’ın etik kuramından yola çıkarak, belirli bir intihar türünün temellendirilebileceğinin iddia edildiği bir kaynak için, bkz. Cholbi (2010).

[3] Bkz. https://www.parliament.uk/about/living-heritage/transformingsociety/private-lives/death-dying/dying-and-death/burying/

[4] Bu konuda yazılmış kapsamlı bir kaynak için, bkz. MacDonald & Murphy (1990).

[5] Bu yazıda “hukuka uygun” ifadesiyle kastedilen, herhangi bir eylemin var olan hukuk kurallarına uygun olması değil, Kant’ın hukuk kuramının normatif ilkelerine uyuyor olmasıdır. Kant’ın hukuk kuramına göre hukuka uygun olan bir eylem, var olan hukuk kurallarına göre hukuka uygun olmayabilir.