Yazar: Çağla Özcan
Kant’ın epistemolojisini düşündüğümüzde ona eşlik eden kavramlardan hangileri aklımıza gelir? A priori, a posteriori, sentetik, analitik, transendental, apperzeption… Kant bu kavramların üreticisi olmasa da anlamlarını ve felsefedeki kullanımlarını değiştirerek kendisinden sonra yapılan felsefeyi önemli sorularla baş başa bırakır. Bunlardan belki de en önemlisi, insan bilgisinin ortaya çıkmasını sağlayacak zorunlu koşulların neler olduğu sorusudur. Kant’ın epistemolojideki ana yönelimi, koşullar öğretisini kuramının merkezi konusu durumuna getirmesidir. Saf Aklın Eleştirisi’nde sentetik a priori bilginin olanaklılığı araştırılırken, bu temel soru etrafında insan bilişinin transendental, zorunlu, a priori koşulları aranır. Kant bu öğretiyle, kendisinden sonraki kuramları önemli ölçüde etkilemiştir. Bu etki elbette beraberinde eleştirileri de getirir. Çağdaş eleştirilerin merkezinde, Kant’ın epistemolojisine eşlik ettiğini ileri sürdüğümüz temel kavramların neredeyse tümü bulunur. Özellikle güçlü doğalcı anlayışlar analitik-sentetik ayrımına, a prioriliğe ve transendental araştırmaya kuşkuyla yaklaşır. Bu bakış açısından sentetik a priori bilgi iddiası ve transendental yöntem özellikle sorunlu görünür.[i] Bu nedenle Kant’ın transendental felsefesiyle doğalcılık uzlaşmaz felsefe yapma biçimleri olarak kabul edilir.[ii] Ancak bu yazıda iki felsefe yapma biçimi arasında karşıtlık ilişkisi kurmayan bir yorumun da olanaklı olduğunu göstermeye çalışacağım.
Doğalcılık gerçekliğin araştırılmasında deneysel bilimlerin bulgularından hareket edilmesi ya da en azından onların da araştırmaya katılması gerektiği düşüncesine dayanır. Kant’ın metafizik bilgi tanımındaysa, deneysel olanla doğrudan bir karşıtlık ilişkisi kurulur:
“Herşeyden önce, metafizik bilginin kaynaklarının deneysel olamayacağı zaten onun kavramında vardır. O halde bu bilginin ilkeleri… hiçbir zaman deneyden alınmamalıdır: Çünkü o, fizik değil metafizik, yani deneyin ötesinde kalan bilgi olmak zorundadır. O halde ne asıl fiziğin kaynağını oluşturan dış deney, ne de deneysel psikolojinin esasını oluşturan iç deney, bu bilginin temelini oluşturabilir. Demek ki, o, a priori bilgi veya saf anlama yetisi ve saf akıl bilgisidir.”[iii]
Kant’ın epistemolojisinde deneysel araştırma ile transendental araştırma düzeyleri birbirinden ayrılır. Bu nedenle ilk bakışta Kant’ın epistemolojisiyle doğalcı epistemolojinin hiç ilgisi olamayacağı ileri sürülmüştür.[iv] Buna karşılık başka bir yorum, bu iki düzey arasında önemli bir felsefi ilişki kurulabileceğini savunur. Baskın olan düşünce biçimi ilki olsa da Kant’ın çağdaş felsefe ve bilişsel bilime katkıları olacağı düşüncesi, doğalcı filozofları Kant’ın epistemolojisinin doğallaştırılıp doğallaştırılamayacağı tartışmasına götürmüştür.
Burada genellikle birbirinden ayırt edilen iki tür doğalcılık olduğunu hatırlamak önemlidir. Birincisi, felsefe ve bilimin sorunlarının farklı türden sorunlar olmadığı gerekçesiyle felsefenin özerk bir disiplin olarak görülemeyeceğini ileri süren Quinecı doğalcılık anlayışıdır. İkincisi, felsefenin özerkliğini ve kendine özgü sorunları olabileceğini kabul eden, ama bu sorunların deneysel bilimlerle ilişkili olarak ele alınması gerekliliğini işaret eden, ılımlı doğalcılık olarak adlandırılan anlayış. Quassim Cassam bu anlayışlardan ikincisinin transendental epistemolojinin doğallaştırılması tartışmasına daha uygun olduğunu öne sürer.[v] Bunun temel nedeni, Quine’ın doğallaştırmanın gerçekleşebilmesi için geleneksel epistemolojinin yerini psikolojinin alması gerekliliğini öne sürmesidir. Epistemolojiyi deneysel incelemeye indirgeyen bu doğalcılık çizgisi eleştirilmiş ve radikal olarak nitelendirilmiştir. Ilımlı görüş felsefenin özerkliğini korurken deneysel bilimlerin katkıları olmaksızın epistemolojik araştırmanın yürütülemeyeceğini kabul eder. Bu ayrım, Kant’ın transendental epistemolojisinin doğallaştırılması sorusunu verimli bir biçimde sormayı olanaklı kılar. Burada, Kant’ın transendental epistemolojisinin a priori ve normatif niteliğini korurken deneysel bilimlerle ilişki içine sokulup sokulamayacağı sorusuna odaklanacağım. Bu soruyu önce Quassim Cassam’ın doğallaştırma tartışması, ardından Patricia Kitcher’ın transendental psikoloji yorumu üzerinden ele alacağım.
Cassam
Cassam, transendental epistemolojinin doğallaştırılabilmesini bağımlılık tezinin doğruluğuna bağlar. Bağımlılık tezine göre transendental olarak zorunlu koşulların araştırılması psikoloji, fizyoloji, biyoloji gibi deneysel bilimlerin bulgularına dayanmalıdır. Kant ise uzay, zaman ve kategoriler gibi transendental olarak zorunlu koşulları a priori kabul ettiği için bağımlılık tezini benimsemeyecektir. Duyusallık fizyolojik yapımızla, kategoriler psikolojik olarak nesneleri düşünebilmemizin vazgeçilemez öğeleriyle açıklanabilirse doğallaştırma olanaklı görünebilir. Bu doğallaştırma çabasına Kantçı açıdan karşı çıkılabilir: Duyu organları ve sinir sistemi, duyusallığın nedensel olarak zorunlu koşulları olabilir; ama bundan duyusallığın onlara indirgenebileceği sonucu çıkmaz. Benzer şekilde kategorilerin psikolojik öğeler sayılması nesnel geçerliklerini ve epistemolojinin normatif yapısını zedeleyeceği gerekçesiyle eleştirilebilir. Cassam bu itirazların doğalcı açıklamayı tek başına engelleyemeyeceğini düşünür. Ona göre asıl sorun transendental olarak zorunlu koşulların a prioriliğinin gösterilebilmesidir. Çünkü bu gösterilirse, deneysel olanla a priori olan arasındaki ayrım açıklanacak ve doğallaştırma ciddi bir engelle karşılanacaktır.
Cassam transendental olarak zorunlu koşulların a prioriliğinin kanıtlanması için başvurulan iki argümanı ele alır. İlki, transendental koşulların zorunlu olmasından hareketle, bu koşullara ilişkin bilgimizin a priori olması gerektiğini savunur. Ancak bir koşulun zorunlu olması, onun yalnızca a priori bilinebileceğini gösteremez. İkinci argüman ise transendental koşulların bilginin olanaklılığının zorunlu koşulları olmalarından a prioriliklerini çıkarmaya çalışır. Cassam beynin, sinir sisteminin ve duyu organlarının insan bilgisinin zorunlu koşulları oldukları halde deneysel olarak bilinebildiğini söyleyerek bu geçişe karşı çıkar. İlk argüman zorunluluktan, ikinci argüman ise bilginin zorunlu koşulu olmaktan a prioriliğe geçmeye çalışır. Cassam her iki geçişin de yeterince gerekçelendirilmediği sonucuna ulaşır. Buna rağmen yine de deneysel bulguların transendental olarak zorunlu koşulları tümüyle açıklayamayabileceğini ileri sürer. Cassam burada Strawson’ın uzay ve zamanı tikelliğin biçimleri olarak tanımlayan tezini örnek verir. Bu tezde, uzay ve zamanın bireyleştirme koşulları olduğu metafizik bir iddia ileri sürülür. Bu iddia sinir hücrelerinin ve duyu organlarının işleyişiyle açıklanamaz ve algıdan türetilemez. Dolayısıyla bağımlık tezinin duyusal koşullar açısından geçerli olmadığı gösterilir. Ancak bunun nedeni Kant’ın öngördüğü gibi koşulların öznenin a priori bilişsel yapısından kaynaklanması değil, bilgi nesnelerinin uzamsal-zamansal yapısıdır. Deneysel bilim duyusal bilgi koşullarımızı bütünüyle açıklayamaz; fakat bunun nedeni bu koşulların öznenin deneysel olarak incelenemeyen transendental yetilerinden kaynaklanması değildir. Sonuç olarak transendental epistemolojinin doğallaştırılması çabası, tikellik argümanını aşamıyor gibi görünür. Fakat Cassam’ın da dikkat çektiği gibi, bu argüman kategorilerle ilgili bir sonuca varmadığı için anlayışın koşullarının doğalcı açıklaması hâlâ olanaklı olabilir. Yine de transendental epistemolojiyi Kant’ın a priori anlayışını bütünüyle koruyarak doğallaştırmanın ciddi güçlüklerle karşılaştığı görülüyor. Şimdi Kitcher’ın Kant yorumunun, a priori ile deneysel araştırma arasındaki ilişkiyi farklı biçimde kurarak bu güçlüğe nasıl yanıt verebileceğine bakalım.
Kitcher
Patricia Kitcher 1990’da yayımlanan Kant’s Transcendental Psychology kitabıyla Kant’ın felsefesini anlayabilmek için birincil olduğunu düşündüğü psikolojik öğeleri açık kılmayı amaçlar ve bu öğeleri ayıklamaya çalışan okumaları eleştirir. Bu yorum karşısında, Kant’ın psikolojiye yönelik eleştirileri ilk bakışta bir güçlük oluşturabilir. Kitcher’a göre Kant’ın eleştirdiği deneysel ve rasyonel psikoloji, transendental psikolojiden farklı olduğu gibi, Kant’ın deneysel psikolojiden anladığı şey de çağdaş deneysel psikolojiyle özdeş değildir. Bu nedenle Kant’ın psikolojiye yönelik eleştirileri, çağdaş doğalcı epistemolojinin başvurduğu psikolojik araştırmalara ya da Kitcher’ın Kant’a atfettiği, bilişin olanaklılık koşullarını araştıran transendental psikolojiye doğrudan yöneltilmiş sayılamaz.[vi]
Kant’s Transcendental Psychology’de doğallaştırma ifadesi geçmese de kitabın öne sürdüğü zayıf psikolojizm, deneysel kapasite çözümlemesi, işlevsel yetiler, alt-kişisel süreçler, fenomenal özne gibi savlar doğalcı yorumun temelini oluşturur. Kitcher, Kant felsefesinde psikolojik öğelerin bulunuşunu güçlü psikolojizmle zayıf psikolojizm ayrımına dayanarak açıklar: Güçlü psikolojizm “normatif ilkeleri olgusal öncüllere dayandırmaya çalışmak” anlamına gelirken; zayıf psikolojizm “psikolojik olguların felsefî ya da normatif iddialar için önemli olabileceği, fakat bu tür iddiaları temellendiremeyeceği” anlamına gelir. Kitcher’a göre “Kant’ın epistemolojisi zayıf psikolojizme dayanır.”[vii] Kitcher’a göre Kant, bilişsel görevleri yerine getiren yetileri normatif ve olgusal iki düzeyde araştırır. Epistemolojik çözümleme belirli bilişsel görevler için hangi yetilerin zorunlu olduğunu normatif olarak belirlerken; deneysel kapasite çözümlemesi bu yetilerin insanlarda fiilen bulunup bulunmadığını araştırır. Bu düzeyler birbirinden ayrılır ama tümüyle bağımsız değildir. Yetilerin keyfî varsayımlar olmadığını insan bilişinin edimsel işleyişi üzerinden deneysel kapasite çözümlemesi, zorunluluğunuysa normatif epistemolojik çözümleme gösterir. Kitcher’ın bu ayrım için metinsel kanıtı Kant’ın Pratik Aklın Eleştirisi AA V 47’deki şu ifadeleridir:[viii]
“İnsan kavrayışı, temel güçlere veya yetilere ulaştığında sınırına varır; çünkü bunların olanağı hiçbir biçimde anlaşılamaz ve keyfî olarak hayal edilmemeli ve varsayılamamalıdır. Dolayısıyla aklın teorik kullanımında, bunların varsayılmasını yalnızca deneyim haklı çıkarabilirdi.”
Bu açıdan Cassam’ın bağımlılık tezinin daha zayıf bir biçiminin Kitcher’da bulunduğu söylenebilir: Transendental soruşturmanın tamamı deneysel bilime indirgenemez, fakat bilişsel yetilerin edimsel gerçekleşmesi konusunda deneysel araştırmaya bağımlıdır. İki araştırma düzeyi de transendental olarak zorunlu koşulların işlevsel özelliklerini belirlemek açısından önemlidir. İşlevsellik vurgusu Kitcher’ın yetileri belirli bilişsel görevleri yerine getiren süreçler olarak doğallaştırma hedefini somutlaştırır. Örneğin sentez, girdileri ve çıktıları bilişsel durumlar olan işlevsel bir süreçtir. Benzer biçimde apperzeption’un birliği de önceden var olan tözsel bir bene dayandırılarak açıklanmaz. Tersine bilişsel durumların sentezlenmesi sayesinde zihinsel birlik ortaya çıkar. Birleştirici bir töz değil, bilişsel durumlar arasındaki örgütlenmeyle birlik kurulur. Kitcher’ın doğalcı yönlerinden biri de apperzeption’un benini fenomenal ben olarak yorumlamasıdır. Böylece bilen özne bilişsel süreçlerin, felsefi ve bilimsel araştırmanın konusu durumuna gelebilir.
Kitcher 1995 yılında yazdığı “Revisiting Kant’s Epistemology” makalesindeyse kitabındaki yorumları doğalcılık açısından belirginleştirir. Bu makalede yalnızca Kant’ın transendental epistemolojisinin doğalcı yanlar taşıdığını iddia etmemiş, aynı zamanda doğallaştırılmış epistemolojinin iddialarını Kant’a başvurarak destekleyebileceğini öne sürmüştür. Makalede doğalcılıkla bağlantıyı, Kant’ın transendental felsefesinde psikolojik iddiaların bulunduğunu ileri sürerek kurar. Bu psikolojik iddialardan biri, bilişsel görevlerin betimlenmesi ve birbirinden ayrılmasını sağlamaktır. Psikolojinin ikinci ve daha önemli rolü ise duyuların zihne hangi verileri sunduğunun belirlemesidir. Bilgiyi oluştururken zihne dışından gelenlerin belirlenmesi, zihnin özgün katkısının ne olduğunu yani transendental yetilerin ve koşulların hangileri olduğunu açık kılar. Kitcher bunu Kant’s Transcendental Psychology’de deneysel kapasite çözümlemesinin transendental araştırmaya katkısını göstermek için kullanır. Makalede de bu katkıyı psikolojinin sunabildikleri açısından tartışır. Psikoloji insanların hangi bilişsel görevleri yerine getirebildiğini ve duyuların sağladığı verileri ortaya koyarken, transendental epistemoloji bilişsel işleyişin gerçekleşebilmesi için deneysel olmayan katkıların gerekli olup olmadığını ve bunlardan hangilerinin vazgeçilmez ve dolayısıyla epistemik olarak geçerli olduğunu araştırır. Bu açıklamaya karşın, sentetik a priori bilginin olanaklılığını araştıran bir felsefenin psikolojiden yararlanmasını ayrıca gerekçelendirmesi gerekir. Kitcher’a göre çağdaş psikoloji literatüründe zihnin algı ve inancın oluşumuna önemli katkılarda bulunduğunun kabul edilmesi gerekçelendirme için iyi bir örnektir. Bununla birlikte, bu katkılardan hangilerinin temel bilişsel görevler açısından vazgeçilmez olduğunu transendental felsefe ayrıca göstermelidir. Çünkü Kitcher’ın Kant yorumunda bir etkinliğin epistemik geçerliliğini sağlayan şey, onun psikolojik oluşu değil, temel bilişsel görevlerin gerçekleştirilmesi için vazgeçilmez oluşudur. Psikolojik olgular normatif epistemolojik iddiaları temellendiremese de bundan psikolojinin Kant’ın epistemolojisinde ikincil olduğu sonucu çıkmaz. Aksine Kitcher, zihinsel inşanın en temel bilişsel edimlerde bile zorunlu olması nedeniyle epistemolojinin psikolojiyi içermesi gerektiğini savunur:
“Quine, epistemoloji ile psikolojinin birleşmesi için Kant’tan daha güçlü bir savunucu bulmakta zorlanırdı. Çünkü yukarıda belirtildiği gibi, eğer Kant’ın insanın epistemik durumuna ilişkin modeli doğruysa, epistemoloji psikolojiyi içermek zorundadır. En temel biliş edimleri bile zihinsel inşa gerektiriyorsa, psikoloji hem epistemolojinin gündemini değiştirir hem de zihnin bilgiye yaptığı katkıları belirlemek için zorunlu bilgiler sağlar.”[ix]
Bu çerçevede Kant’ın a priori felsefesi açısından doğallaştırmanın güçlüklerini işaret eden Cassam’dan farklı olarak Kitcher’ın doğallaştırmanın olanaklılığını savunduğunu görüyoruz. Cassam, transendental olarak zorunlu koşulların yalnızca deneysel bilimlerle ilişkili olarak kurulabileceğini söyleyen güçlü bağımlılık tezinin Kant’ın epistemolojisiyle uyumlu olmadığı sonucuna ulaşırken Kitcher bu tezi yumuşatarak doğallaştırmayı olanaklı kılar. Bir yandan transendental olarak zorunlu koşulların belirlenmesi (normatif olan) ile bu koşulları gerçekleştiren bilişsel kapasitelerin araştırılması (olgusal olan) birbirinden ayrılırken öte yandan her ikisi de bilişin zorunlu koşullarını ortaya koyma projesine katkıda bulunur. Böylece transendental epistemolojinin normatif ve a priori boyutu korunurken deneysel bilimlerle ilişkisi de kurulabilir. Kitcher’ın yorumu üzerinden düşünüldüğünde doğallaştırma, transendental epistemolojinin deneysel bilime indirgenmesi değil, onun deneysel psikoloji ve bilişsel bilimle süreklilik içinde yeniden kurulması anlamına gelir. Bu yorum aynı zamanda Kant’ın transendental ve deneysel araştırma düzeyleri arasındaki ayrımını korur.
Kaynaklar
Cassam, Quassim. “Can Transcendental Epistemology Be Naturalized?”. Philosophy 78/304 (2003):181-203.
Kant, Immanuel. Proglegomena. çev. İoanna Kuçuradi, Yusuf Örnek. Ankara: Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, 2002.
Kitcher, Patricia. Kant’s Transcendental Psychology. New York, Oxford: Oxford University Press, 1990.
Kitcher, Patricia. “Revisiting Kant’s Epistemology: Skepticism, Apriority, and Psychologism,” Noûs 29/3, (1995): 285-315.
Smith, Joel; Peter Sullivan. “Introduction: Transcendental Philosophy and Naturalism”. Transcendental Philosophy and Naturalism içinde. (1-25) ed. Joel Smith and Peter Sullivan. Oxford: Oxford University Press, 2011.
[i] Patricia Kitcher, “Revisiting Kant’s Epistemology: Skepticism, Apriority, and Psychologism”, Noûs 29/3, (1995): 285-315, 285.
[ii] “Kant’ın transendental idealizmi hakkında başka ne belirsiz olursa olsun, bir şey açıktır—natüralizmin reddini içerir (Skorupski 1990: 7).” Bkz.: Joel Smith; Peter Sullivan, “Introduction: Transcendental Philosophy and Naturalism”, Transcendental Philosophy and Naturalism içinde, (1-25) ed. Joel Smith and Peter Sullivan (Oxford: Oxford University Press, 2011), dipnot 30, 15.
[iii] Kant, Proglegomena, çev. İoanna Kuçuradi, Yusuf Örnek (Ankara: Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, 2002), § 1, paragraf 24.
[iv] Smith, Sullivan, “Introduction,” 15.
[v] Quassim Cassam, “Can Transcendental Epistemology Be Naturalized?” Philosophy 78/304 (2003):181-203, 181.
[vi] Patricia Kitcher, Kant’s Transcendental Psychology (New York, Oxford: Oxford University Press, 1990), 25.
[vii] Kitcher, Kant’s Transcendental Psychology, 9.
[viii] Kitcher, Kant’s Transcendental Psychology, 19-21.
[ix] Kitcher, “Revisiting Kant’s Epistemology”, 309.