Tarihin Dinamiği ve Barışın Yolu

26 Mayıs 2026 / Tarihin Dinamiği ve Barışın Yolu için yorumlar kapalı

Blog

Yazar: Çetin Türkyılmaz

Kant genel olarak “barışın filozofu” olarak bilinir[1]. Barışın olabilirliği çerçevesinde gerçekleştirilen düşünmelerin temel kaynaklarından birini Ebedi Barış Üzerine (Zum ewigen Frieden) başlıklı metni oluşturur ve onun dünya yurttaşlığı ile uluslar birliği düşünceleri de öne çıkarılarak, günümüzde de güncel sorunlar karşısında felsefi bir çıkış bulunmaya çalışılır. Öte yandan, Kant’ın özellikle tarih görüşü, savaşın kaçınılmazlığını ve hatta insanlığın gelişimi (tarihin dinamiği) açısından zorunluluğunu temele koyar; bu bakımdan da doğrudan Alman İdealizminin ve Marx’ın, deyim yerindeyse, öncülüğünü yapar. Bu açıdan bakılırsa, ortaya şöyle bir durum çıkar: Barış için savaşın zorunluluğu. Bizi “ebedi” (kalıcı) bir barışa götürecek olan sürecin savaşlar üzerinden gelişmesini dile getiren düşünce, Hobbes’tan kaynaklanan doğal hukuk tasarımına bir tarihsellik katmış gibi görünür. Ayrıca bu tarihsel bakış açısı onun sonraki felsefeye önemli bir katkısı olarak görülebilir. Ben bu yazıda, Kant’ın savaş ve barışa dair söylediklerini, onun öncesi ve sonrasını da göz önünde tutarak, yani Kant’ın felsefe tarihi içindeki yerini de bu açıdan saptamaya çalışarak, sadece tarihsellik bağlamı içinde değerlendireceğim.

Kant, “sürekli barışı garanti eden şeyin, büyük sanatçı doğadan (natura daedala rerum) başkası olmadığını” belirtir (Kant AA, 8: 360). Kant bu durumu yazgıya (Schicksal) dayanan doğanın teleolojik yapısının bir bileşeni olarak görür. Kant’a göre, büyük sanatçı doğa, “insanların iradelerine aykırı olsa bile aralarındaki uyumsuzluk yoluyla” gerçekleştirilebilecek bir uyumu hedefler. Bu bağlamda Kant, Yargı Gücünün Eleştirisi‘nde heuristik bir şekilde açıklanan doğal amaçlılığı, bu bağlamda yazgı ya da providentia ile özdeşleştirmiştir: “işleyiş yasaları bizce bilinmeyen bir nedenin zorunluluğu olarak görülen doğa, yazgı olarak adlandırılır; ancak dünyanın gidişatındaki amaçlılığını, insan ırkının nesnel nihai amacına yönelen ve dünyanın bu gidişatını önceden belirleyen daha yüksek bir nedenin derin bilgeliği olarak düşünürsek, buna öngörü (Vorsehung) denir” (a.g.y.). Doğanın yazgı ve öngörü ilgili bir amacı veya nihai hedefi olduğu yönündeki bu tasavvur, bizi felsefe tarihindeki Stoacı doğa anlayışına götürür. Kuşkusuz, Kant’ın bu metnin sonraki sayfalarında Seneca’nın De providentia’sınden bir cümle alıntılaması rastgele ve boşuna değildir: fata volentem ducunt, nolentem trahunt: “Yazgı, istekli olanı yönlendirir, isteksiz olanı ise sürükler” (Seneca, 1928: V.7).

Öte yandan, Stoacıların bireyin yaşamındaki zorunluluğa işaret etmek için kullandıkları bu tasarımı, Kant birey değil tür açısından insanlığın ilerleyişinin yönünü öngörebileceğimiz teleolojik bir ilke olarak görür. Yani Kant için burada yazgı ve providentia, insanlığın gelişimi ya da türlerdeki insan becerilerinin oluşumu (Bildung) ile ilişkili olarak ele alınmalıdır. Buna karşılık Stoacılık, her zaman bir yaşam süreci boyunca bireyin ilerlemesini ele alır. Kant ile Stoacılık arasındaki bu fark, bireyin etik konumu hakkındaki bir tartışmada çok önemli olabilecektir. Ancak bu yazı çerçevesinde, Kant’ın felsefesinde providentia’nın savaş ve barışla olan ilişkisine odaklanmak uygun olacak.

“Sürekli Barışın Garantisi Üzerine İlk Ek (Erster  Zusatz)”in dipnotunda, Kant, providentia‘yı, doğanın ilerlemesindeki gelişim yönünün önceden tayini olarak ele alır (a.g.y.). Kant, öngörüye ilişkin yaptığı dörtlü ayrımında, tarihsel ilerleme fikrini netleştirmek için “yol gösterici öngörü”yü (providentia directrix) bir başlangıç noktası olarak alır. Bu yol gösterici öngörüye göre, doğanın ya da yazgının amacına uygun olarak gerçekleşebilecek belirli amaçları açısından tarihin gidişatı hakkında yalnızca varsayımsal bir bilgiye sahip olabiliriz, ancak onu bir bütün olarak öngöremeyiz. Bu yönlendirici öngörü, aynı zamanda doğanın gizli planına da atıfta bulunur. Dünya Yurttaşlığı Amacına Yönelik Genel Bir Tarih Fikri’nin sekizinci önermesi, doğanın bu gizli planını ortaya koyar: “İnsan türünün tarihini genel olarak, içsel bir dönüşümü gerçekleştirmek için doğanın gizli planının tamamlanması (die Vollziehung eines verborgenen Plans der Natur) olarak görebiliriz” (Kant AA, 8: 27). Öte yandan Kant, bu öngörü hakkındaki bilginin akıl yoluyla elde edilemeyeceğini vurgular. Yine de, teorik düzeyde deneyimin olası koşullarının ötesinde bir alana işaret etse de, insan doğasının ahlaki amaçları açısından akıl ile öngörü arasında analojik bir ilişki kurabiliriz. Nussbaum’un dediği gibi, bu tanrısal öngörü “pratik bir postüla”, “kendinden emin bir pratik umuttur” (Nussbaum, 2002: 17). Peki insan türünün bir bireyi olarak bu tarihsel gelişimden neyi umabilirim? Dünyada barış içinde yaşamayı umabilirim.

Ancak, bu kadar aceleci olmayalım. Barıştan önce, bu planda savaş söz konusudur çünkü savaş providentia’ya uygun bir doğa düzenlemesi olarak tasavvur edilmektedir: İlk olarak, “doğa, insanların yeryüzünün tüm bölgelerinde yaşayabilmelerini sağlamıştır”. İkincisi, “nüfusu artırmak için savaş yoluyla onları her yere, hatta en elverişsiz bölgelere bile sürmüştür”. Ve son olarak, “savaş yoluyla onları az çok yasal ilişkilere girmeye zorlamıştır” (Kant AA, 8: 168). Doğanın bu düzenlemesi bize, savaşın doğanın Endzweck’ini (nihai amacını) gerçekleştirmek için kullandığı tek araç veya mekanizma olduğunu gösterir. İlk başta bu düzenlemenin antropolojik veriler ve insanlığın tarihsel ilerlemesi açısından dikkate alınması gerektiği unutulmamalıdır. Örneğin Kant için, insanın avcılık, balıkçılık veya çobanlık hayatının yasasız özgürlüğünden toprağı işlemeye ve ardından yasal ilişkiler kurmaya doğru ilerlemesi, yani İnsanlık Tarihinin Varsayımsal Başlangıcı başlıklı yazısında belirttiği gibi, “sadece hayvani bir varlığın ilkel halinden insanlığa geçiş” (Kant AA, 8: 168), öngörünün ya da doğanın gizli planının bir sonucudur. Görünüşe göre Kant için bu ilerlemedeki ekonomik faktör tüm yönleriyle önemli bir rol oynamaktadır, ancak bu planda savaş ile insan doğası arasındaki ilişkinin rolünü hesaba katmazsak, insanlığın ilerlemesini anlamak için bu yeterli olmaz. Açık bir şekilde dile getirilirse, Kant savaş ile insan doğası arasında yakın bir ilişki görmektedir. Bu bağlamda Kant, “sadece savaşın kendisinin özel bir gerekçeye ihtiyacı olmadığını, aksine insan doğasına aşılanmış gibi göründüğünü ve hatta asil bir şey olarak kabul edildiğini” savunur (Kant AA, 8: 365). Doğa, insan doğasına aşılanmış bu asil aracı kendi amacı için kullanır; hoşumuza gitse de gitmese de, doğa bu amacı savaş yoluyla gerçekleştirir. Sonuç olarak, Kant için insan doğasına kök salmış savaşın, insanlık için en büyük kötülük olsa da, kültürü ortaya çıkarmak için vazgeçilmez bir araç olduğu söylenebilir.

Dediğim gibi, Kant için savaş insan doğasında kök salmıştır. Bu noktayı anlamak için, onun “toplum-dışı toplumsallık” (ungesellige Geselligkeit) kavramına, belki de “eğri odun” meselesine dikkat etmemiz gerekir. Allen Wood’un dediği gibi, “Toplum-dışı toplumsallık, Kant’ta rasyonel varlıklar olarak doğamızın her yönünü anlamamız bakımından belirleyicidir” (Wood, 2009: 117). Bu düşünceye göre, bir yandan “insan sosyalleşme eğilimindedir”, ancak diğer yandan bencil iddialarıyla kendini toplumdan izole etme eğilimi de yüksektir. Bu, insan doğasında hem sosyalleşme eğilimi hem de buna karşı bir direnişin aynı anda var olduğu anlamına gelir çünkü insan doğasında sosyal düzene karşı bencil iddialarla herhangi bir direniş olmasaydı, insan için hiçbir ilerleme olmazdı ve o sadece mükemmel bir uyum içindeki pastoral bir hayat sürerdi; ancak bu durumda da potansiyelleri ve yetenekleri tohum halinde gizli kalırdı. Kant için bu antagonizm, yani toplum-dışı toplumsallık hem tarihin ileriye doğru gelişimini hem de insanın potansiyellerinin gerçekleşmesinin koşulu haline gelmektedir.

Kant sonrası Alman İdealizmi ve devamındaki Alman felsefesi, Kant’taki bu antagonistik kavrayıştan ve tarihteki ilerleme fikrinden oldukça beslenecektir. Öte yandan, felsefe açısından bakılırsa, bütün çatışmaya dayalı varlık ve tarih tasarımları nihai bir uyum ve erişilecek barış düşüncesiyle tamamlanmaktadır. 

Kaynaklar

Kant, I. (1923) Gesammelte Schriften (Akademie Ausgabe) (AA, 8). Berlin: Walter de Gruyter Verlag.

Kuçuradi, I. (Ed.) (2006) Barışın Felsefesi, Ankara: Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları.

Nussbaum, M. “Kant and Stoic Cosmopolitanism”, Journal of Political Philosophy, 5/1 (2002): 1-25.

Seneca (1928). “De Providentia”, Moral Essays I içinde, Londra: Loeb Classics.

Wood, A. (2009). “Kant’s Fourth Proposition: The Unsociable Sociability of Human Nature”, Kant’s Idea for a Universal History With a Cosmopolitan Aim içinde, Ed. Amélie Oskenberg Rorty et al. Cambridge: Cambridge Uni. Press.


[1] Örneğin bu konuda ülkemizde Kant’a dair 2006 yılında bir kitap yayınlanmıştır. Bkz. Barışın Felsefesi, Ed. İoanna Kuçuradi, Ankara: Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, 2006.